Yol
İşte bitti bu yolculuk da. Kapılar açıldı ve insanlar, hep sabırsız, fırladılar koltuklarından. Ne kadar bunalmış her biri, ne kadar nefret etmişler uzun yoldan.
Oysa...
Genelde geceleri binerim otobüslere "gitmek" için. Gece yarılarına kadar dolaşırım yalın/yalnız, müzik ormanımda, insanlara çarpa çarpa. Bir iki kadehçik yuvarlarım kalkmadan önce, gitmeden önce. Uykusuzluk çekeceğimden değil, otobüse biner bimez, uyku beni çekip çıkartsın bir an önce gerçeklikten diye.
Giderken hep güzeldir şehir, her zaman aradığım, bulamadığım şeyleri vaad edermiş gibi gelir bana. Sanki o gün gitmesem, bir günüm daha olsa, şimdi arayabilsem arkadaşlarımı, "gitmiyorum bugün, buralardayım, hem bak ne buldum burada, hep aradığım, hep aradığımız, hep...".
Göz kepenklerimi yarıya indiren, dudak kenarlarımı yukarı büktüren müzik eşliğinde bilirim aslında, içten içe; "gidiyorum ya bugün, ondan yine bu fırsatları kaçırıyorum duygusu. Yine geleceğim, yine gideceğim, belki bir gün kararsızlığımı yener bir gün daha kalırım. O zaman görürüz bakalım tekliflerin ne kadar gerçek." diye düşünür, savururum nefesimi alayla şehre, göz kepenklerimi yarıya indiren, dudak kenarlarımı yukarı büktüren müzik eşliğinde.
Yine bir gece, tüm yükler omuzumda gibi hissettiğim bir gece. Kalsaydım çözer miydim bu sefer, sanki bu sefer... Oturdum işte koltuğuma. Kapılar kapanacak birazdan, o zamana kadar devam ediyor hayat, birazdan duracak, duracak birazdan.
Kapandı kapılar ve uyku geldi sonra, beni aldı kollarına...
Uykuların en sorumsuzu , ne olacağı hiç belli değil. Doğada herhangi bir canlının düzenli olarak asla koşamayacağı bir hızla; taş, toprak, zift, karanlık üzerinde; dünya gibi sürekli dönen tekerlekleriyle kocaman bir kibrit kutusunun içerisindeki işkence koltuklarına bağlanmış deliler gibi alınan bir uykudan uyanabileceğiniz ne kadar akla yakın. Zaten böyle bir serüvene kalkışmamız başlı başına sorumsuzluk. İşte tam da bu yüzden, otobüs uykusu kadar derin ve huzurlu uykular bilmiyorum ben.
Düşünmek neye yarar, gerisi var mı bu uykunun? Değmez ki üzülmeye, dert etmeye, hiç bir şey elimde değilken. Ağladıklarım, kurduklarım, yaralarım, burulduklarımla kaldım yine.
Otobüsün kapısı kapandı.
Gözlerim kapandı.
Yaralarım...
Oysa...
Genelde geceleri binerim otobüslere "gitmek" için. Gece yarılarına kadar dolaşırım yalın/yalnız, müzik ormanımda, insanlara çarpa çarpa. Bir iki kadehçik yuvarlarım kalkmadan önce, gitmeden önce. Uykusuzluk çekeceğimden değil, otobüse biner bimez, uyku beni çekip çıkartsın bir an önce gerçeklikten diye.
Giderken hep güzeldir şehir, her zaman aradığım, bulamadığım şeyleri vaad edermiş gibi gelir bana. Sanki o gün gitmesem, bir günüm daha olsa, şimdi arayabilsem arkadaşlarımı, "gitmiyorum bugün, buralardayım, hem bak ne buldum burada, hep aradığım, hep aradığımız, hep...".
Göz kepenklerimi yarıya indiren, dudak kenarlarımı yukarı büktüren müzik eşliğinde bilirim aslında, içten içe; "gidiyorum ya bugün, ondan yine bu fırsatları kaçırıyorum duygusu. Yine geleceğim, yine gideceğim, belki bir gün kararsızlığımı yener bir gün daha kalırım. O zaman görürüz bakalım tekliflerin ne kadar gerçek." diye düşünür, savururum nefesimi alayla şehre, göz kepenklerimi yarıya indiren, dudak kenarlarımı yukarı büktüren müzik eşliğinde.
Yine bir gece, tüm yükler omuzumda gibi hissettiğim bir gece. Kalsaydım çözer miydim bu sefer, sanki bu sefer... Oturdum işte koltuğuma. Kapılar kapanacak birazdan, o zamana kadar devam ediyor hayat, birazdan duracak, duracak birazdan.
Kapandı kapılar ve uyku geldi sonra, beni aldı kollarına...
Uykuların en sorumsuzu , ne olacağı hiç belli değil. Doğada herhangi bir canlının düzenli olarak asla koşamayacağı bir hızla; taş, toprak, zift, karanlık üzerinde; dünya gibi sürekli dönen tekerlekleriyle kocaman bir kibrit kutusunun içerisindeki işkence koltuklarına bağlanmış deliler gibi alınan bir uykudan uyanabileceğiniz ne kadar akla yakın. Zaten böyle bir serüvene kalkışmamız başlı başına sorumsuzluk. İşte tam da bu yüzden, otobüs uykusu kadar derin ve huzurlu uykular bilmiyorum ben.
Düşünmek neye yarar, gerisi var mı bu uykunun? Değmez ki üzülmeye, dert etmeye, hiç bir şey elimde değilken. Ağladıklarım, kurduklarım, yaralarım, burulduklarımla kaldım yine.
Otobüsün kapısı kapandı.
Gözlerim kapandı.
Yaralarım...
0 yorum yazılmıştır