Algıda Seçicilik
Bir zamanlar ben de şiir yazmıştım. Bir tane, hayatımda; tam bir sayfa, ikişer satırdan 16 dize, her satırının baş harfleri büyük, özenli ve düzgün. Hatta müsvetteden A4'e de geçirdim, 2 kez.
Tek kelimesini hatırlamıyorum, sadece biraz önce anlattıklarım net ve pırıl pırıl kalmış aklımda. Bir zamanlar bana kölelik derecesinde aşık olan birine. Genelde pek umursamam, bilirsin belki, ama birgün durup dururken benim için karaladıklarına baktım; bana verdiği önemi, hissettiği tutkuyu, aşkı düşündüm. O an, o olmayı istedim; seçtim. Hissettiği aşkla ona baktım; sanki deliren benmişim gibi, bu gizli aşkta acıyı çeken benmişim gibi... Bu yaşananların tüm sorumluluğu benim omuzlarımdaymış gibi, alabildiğine duygusal ve körü körüne aşık biri gibi.
O an hissettiğim duygu yoğunluğundan başımın döndüğünü hatırlıyorum, sanki; sanki alnımda hep kapalı tutulan göz açıldı ve algım karıştı. Hayatı 2 gözle görmeye alışmış bir insanın 3.bir gözle tüm derinliğini yitirmesi hali, ya da gördüğü derinlikleri henüz anlamlandıramaması.
Kalemi kağıdı nasıl bulduğumu, nasıl yazdığımı, ne yazdığımı hatırlamıyorum. Sadece düzeni hatırlıyorum, hoş ve zarif.
Sonra? Ona yazdığım şiiri okurken onun gözleri doluyor, bense içimdeki gülme isteğini dizginlemeye çalışıyordum, umursamazca. Nasıl böyle olduğumu zaman zaman düşündüm sonrasında, o 2 saatlik ben olabilirdim, aşkı bulsam belki, hayatım boyunca...
Daha sonra, başka biri vardı hayatımda. Bir gün aklıma geldi, Dennis the Menace kurnazlığında gülümsedim hin hin. Çıkardım şiiri, tekrar temize çektim, işte 2.temiz A4 kopya. Bir iki yerini değiştirdim, hitabetler, anılarla ilgili bir iki yer.
Sonuç; rezillik, güldü bolca şiir diye adlandırdığım karalamaya, dalga geçti, hakikaten çok beceriksiz olduğumu söyledi. Beraber güldük, biliyorum bayağı ve basitti çünkü. Anladım ki algıyı değiştiren/çarpıtan, dünyaya ve sevdiğine -ve yazılan şiire tabii ki- kaç gözle baktığındı.
Tek kelimesini hatırlamıyorum, sadece biraz önce anlattıklarım net ve pırıl pırıl kalmış aklımda. Bir zamanlar bana kölelik derecesinde aşık olan birine. Genelde pek umursamam, bilirsin belki, ama birgün durup dururken benim için karaladıklarına baktım; bana verdiği önemi, hissettiği tutkuyu, aşkı düşündüm. O an, o olmayı istedim; seçtim. Hissettiği aşkla ona baktım; sanki deliren benmişim gibi, bu gizli aşkta acıyı çeken benmişim gibi... Bu yaşananların tüm sorumluluğu benim omuzlarımdaymış gibi, alabildiğine duygusal ve körü körüne aşık biri gibi.
O an hissettiğim duygu yoğunluğundan başımın döndüğünü hatırlıyorum, sanki; sanki alnımda hep kapalı tutulan göz açıldı ve algım karıştı. Hayatı 2 gözle görmeye alışmış bir insanın 3.bir gözle tüm derinliğini yitirmesi hali, ya da gördüğü derinlikleri henüz anlamlandıramaması.
Kalemi kağıdı nasıl bulduğumu, nasıl yazdığımı, ne yazdığımı hatırlamıyorum. Sadece düzeni hatırlıyorum, hoş ve zarif.
Sonra? Ona yazdığım şiiri okurken onun gözleri doluyor, bense içimdeki gülme isteğini dizginlemeye çalışıyordum, umursamazca. Nasıl böyle olduğumu zaman zaman düşündüm sonrasında, o 2 saatlik ben olabilirdim, aşkı bulsam belki, hayatım boyunca...
Daha sonra, başka biri vardı hayatımda. Bir gün aklıma geldi, Dennis the Menace kurnazlığında gülümsedim hin hin. Çıkardım şiiri, tekrar temize çektim, işte 2.temiz A4 kopya. Bir iki yerini değiştirdim, hitabetler, anılarla ilgili bir iki yer.
Sonuç; rezillik, güldü bolca şiir diye adlandırdığım karalamaya, dalga geçti, hakikaten çok beceriksiz olduğumu söyledi. Beraber güldük, biliyorum bayağı ve basitti çünkü. Anladım ki algıyı değiştiren/çarpıtan, dünyaya ve sevdiğine -ve yazılan şiire tabii ki- kaç gözle baktığındı.
0 yorum yazılmıştır